"Ben cinleri ve insanları, ancak bana
kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat- 56)
Kur'an-ı Kerim'de bu ayeti okumuş birinin aklına ilk gelen şey
Allah'a iman etmenin, beraberinde getirdiği şey hayatın tümünü O'na has kılmak
ve O'nun istediği gibi yaşamaktır. Özetle buna İbadet veya Allah'a kulluk
diyebiliriz.Şehit Seyyid Kutub'un dediği gibi "Hayat İman ve Cihad dan
İbarettir." sözü ne kadar manidardır değilmi ? Neye İnanıyorsanız O uğurda
mücadele edersiniz. Mücadelesini sürdürdüğünüz dava sizin Dininizdir artık.Yapıp
yapageldiğiniz her şey de İbadet. İbadetin sadece Namaz, hac oruç gibi farzlarla
sınırlı olmadığını. İslamın 5, İmanın da 6 şarttan ibaret olmadığını gelin
birlikte inceleyelim.
İbadet: Varlığın kendisinden üstün ve yüksek kabul ettiği bir
merciye boyun eğmesi, onun emirlerine uyup, şartsız ve isteyerek itaat
etmesi.
Kur'an-ı Kerim de ibadetin üç manada kullanıldığını görmekteyiz.
* Kulluk ve itaat anlamında ibadet;
"Ey iman edenler, size rızık olarak
verdiğimiz şeylerin (maddeten ve manen) en temiz olanlarından yeyin. Allah'a
şükredin, eğer(hakikaten) Ona kulluk
ediyorsanız."(Bakara-172)
Bu ayetin getirdiği hüküm ile İslam öncesi toplumun hali
arasındaki münasebete gelince. İslamdan evvel Araplar dini önderlerinin
emirlerine bağlanmak ve atalarının takip ettiği yola uymak suretiyle içecekler
ve yiyecekleri konusunda bir takım sınırlara bağlı kalarak yaşıyordu.
Müslüman olunca Allah onlara şöyle buyurdu:
"Eğer bana ibadet ediyorsanız, bu
kayıtlamaların tümünü bir yana atmalı ve size helal kıldıklarımı afiyetle
yemelisiniz."
Bunun anlamı şudur:
"Siz bilgin ve önderlerinizin kulları
değilseniz; ve sadece Allah'ın kulları iseniz; ve eğer siz gerçekten
önderlerinizi bırakıp Allah'a itaat ediyorsanız helal ve haram konusunda
Allah'ın sizin için çizdiği sınırlara uymanız gerekir; onların çizdiği sınırlara
değil.
"De ki: Allah katında yeri bundan daha
kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lânetlediği ve gazap ettiği,
aralarından maymunlar, domuzlar ve tâğuta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte
bunlar, yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış
bulunanlardır."(Maide-60)
"Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve
Tâğut'tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik.
Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı
hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur!
"(Nahl-36)
"Tâğut'a kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a
yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele:" (Zümer-17)
Bu üç ayette "Tağut a ibadet" sözünden kasdedilen mana Tağut'a
kölelik ve itaattir. Kur'an-ı Kerim'in ıstılahında Tağut'un manası Allah'a karşı
haddi aşan ve zulmeden her türlü yönetim, otorite veyahut her türlü başkanlık
yuhut kumandanlıktır. Allah'ın mülkünde O'nun hükmünü yerine getirir, kullarını
zorla, aldatmakla yahut kötü ve bozuk öğretim gibi yollarla kendisine itaate
mecbur eder. Kişinin bu türlü otoriteye, başkanlığa, liderliğe boyun eğmesi ve
ona tapması şüphesiz Tağut için bir itaattir, başkası değil.
Anlaşıldığı üzre İbadet birine kulluğu gerektirirken; İlah'lık,
Rab'lik taslayıp, insanı kulluğa zorlayan diğer bir otoriteyi ve gücü reddi
gerektirir ki bu da (La İlahe İllallah "Kelim-i Tevhid") Tevhid in zaruri bir
sonucudur.
* İtaat anlamında ibadet;
"Ey Adem oğulları, şeytana ibadet etmeyin
diye size emir vermedim mi? Çünkü o, sizin için apaçık bir
düşmandır."(Yasin-60)
Açıkça görülen şudur: hiç bir kimse bu dünyada şeytanı ilah
tanımaz, bilakis bütün gücü ile ona lanet eder ve onu kendisinden uzaklaştırmaya
gayret eder. Bunun için Allahu Teala'nın kıyamet gününde ademoğullarına
yükleyeceği suç, dünya hayatında şeytana tapmaları değil; onun emrine itaat
etmeleri, hükmüne tabi olmaları ve gösterdiği yollara süratle koşmaları
olacaktır.
"(Allah, meleklerine emreder:)
''Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve tapmış olduklarını
toplayın''. Allah'tan başka. Onlara cehennemin yolunu gösterin''.
Saffat(22,23)
"(İşte bu duruma düştükleri vakit)
onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya
çalışırlar. (Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sûreti
haktan görünürdünüz) derler. (Ötekiler de:) "Bilâkis, derler, siz inanan
kimseler değildiniz".Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Fakat siz kendiniz
azgın bir toplum idiniz," (Saffat- 27,28,29,30)
Kur'an-ı Kerim in hikaye ettiği ibadet edenlerle ibadet
edilenler arasındaki bu karşılıklı konuşmaya iyice dikkat edildiği takdirde
açıkça şu görülecektir: Burada mabutlardan masat, kavmin taptığı ilahlar ve
putlar değildir. Bilakis onlardan masat halka görünüşte iyilik yapıyoruz
izlenimi verirken sapıklığa sürükleyen, temiz hırıstiyan aziz görünüşü altında
insanların huzurana çıkarak, şerri ve fesadı, islah adı altında yayan liderler
ve kılavuzlardır. Onları cüppe ve tesbihleri ile aldatıp kendilerine tabi
kıldılar.
* İlah edinmek anlamında ibadet;
Şimdi de üçüncü anlamıyla içinde "ibadet" kelimesi geçen
ayetlere bir göz atalım. Bu arada ilah edinmek anlamındaki "ibadet" 'in Kur'an
'ın ifade buyurduğu gibi iki anlamı kapsadığını hatırda tutmalıyız.
Birincisi: Kişinin bir başkası için tapınma ve kulluk amacıyla
sücud, rüku, kıyam, tavaf etmesi, kapı eşiğini öpmesi, adak ve kurban kesme vb..
davranışlardan birini göstermesidir. Bu şekilde kendisine tapınılan kimsenin
başlıbaşına bir ilah olduğuna inanılmış olsun veya tüm ibadetler, onun şefaat ve
yakınlığının elde edilmesi için yapılmış olsun yahut yüce ilaha ortak olduğuna
ve bu dünya işlerinin yönetiminde yardımı ve katkısı bulunduğuna iman edilmiş
olsun, bunun hiçbir önemi yoktur.
İkincisi: Kişinin bir kimseyi bu alemde sebebler nizamı üzerinde
egemen zannederek isteklerini gerçekleştirmesi için onun dua etmesi, zarar ve
felaketler karşısında ondan medet umması, korkuları esnasında malların ve
canların yok oluşunda ona sığınması.
Kişinin bu türden tutumlarının ikisi de ilah edinip kulluk etmek
manasına dahildir. Bunun delili aşağıdaki Kur'an-ı Kerim ayetleridir.
"De ki: Bana Rabb'imden (akli delilleriyle
takviye eden) apaçık ilahi deliller gelince o sizin Allah'ı bırakıp dua
ettiğiniz ibadet etmekliğimden kesin olarak menedildim..."(Mü'min-
66)
"Sizi ve Allah'tan başka dua ettiklerinizi
bırakıp çekiliyorum. Rabb'ime dua ediyorum..."(Meryem- 48)
"İşte (İbrahim) onları ve Allah'tan başka
ibadet ettiklerini bırakıp çekilince biz ona İshak'ı ihsan
ettik..."(Meryem-49)
"Allah'ı bırakıp da kendisine kıyamete
kadar cevap veremeyecek kişiye tapmakta olan kimseden daha sapık da kimdir?
Halbuki bunlar, onların duasından habersizdirler."(Ahkaf- 5)
"İnsanlar mahşerde bir araya toplandıkları
zaman bunları, onların düşmanları olurlar ve onların ibadetini inkar ediciler
olurlar"(Ahkaf- 6)
Beş ayetin herbirinde Kur'an-ı Kerim
bizzat açıklamıştır ki burada ibadetten maksat dua ve medet
ummaktır.
"... Bilakis onlar cinlere ibadet
ediyorlardı ve çoğu onlara iman edicilerdi."(Sebe- 41)
Cinlere ibadet ve onlara imandan bu ayette
kastedilen mananın ne olduğunu aşağıdaki Cin suresi'ndeki ayetler
açıklamaktadır:
"Gerçekte şu da var:İnsanlardan bazı
kimseler cinlerden bazı kişilere sığınırlar."(Cin- 6)
Yukarıdaki ayette açıklanmıştır ki cinlere ibadetten maksat:
Onlara sığınmak, korkularından, mal ve canların kaybından yine onlara
sığınmaktır, keza cinlere imandan maksat da, muhafaza ve sığınma hususunda
onların kudretine inanmaktır.
"Rabb'in onları da, Allah'tan gayrı ibadet
ettiklerini de mahşerde bir araya toplayıp da:'Siz mi şu kullarımı saptırdınız,
yoksa kendileri mi yollarını sapıttılar ?' diyeceği gün.Görürsün ki onlar şöyle
demişlerdir:'Seni tenzih ederiz. Seni bırakıp da başka veliler edinmek bize
yakışmaz..."(Furkan- 17,18)
Bu ayetin beyanından, mabutlardan maksadın salihler,
peygamberler ve veliler olduğu açıkça anlaşılıyor. Onların ibadetlerinden maksat
da, onların kul olmaktan üstün ve yüce bir mevkide olduklarına inanmak, ilahlık
sıfatı ile nitelenebileceklerine, kötülüğe son verip, gaybi yardım gibi şeylere
onların huzurunda onları ilahlaştırmaya varacak şekilde tazim ve takdis
etmektir.
"...Allah onların hepsini mahşerde
toplayacak, sonra meleklere: 'Bunlar size mi ibadet ediyorlardı? diyecek'.
'(Melekler de): Seni (ortaktan) tenzih ederiz. Bizim velimiz onlar değil.
Sensin..."(Sebe- 40,41)
Bu ayetlerde, meleklerin ibadetlerinden kastedilen mana
cahiliyye halkının yaptığı gibi, onların hayal ürünü resimlerine ve heykellerine
karşı gösterilen kulluk ve ubudiyettir. Bundan maksatları ise, bu dünya hayatına
bağlı işlerinde onların yakınlıklarını ve yardımlarını kazanmak suretiyle onları
hoşnut etmektir.
"Onlar Allah'ı bırakıp kendilerine ne bir
zarar, ne bir faide veremeyecek olan şeylere ibadet ederler. Bir de: 'Bunlar
-putlar- Allah yanında bizim şefaatçılarımızdır.' derler"(Yunus-
18)
"...Kendilerine O'ndan başka bir takım
veliler edinenler (derler ki): 'Biz bunlara ancak bizi Allah' a daha fazla
yaklaştırsınlar diye tapıyoruz..."(Zümer- 3)
Bu ayette de ibadetten maksat, ilah edinmektir. Yine burada
onların ibadetlerindeki gayenin ne olduğu da açıklanmıştır.
* Kulluk, itaat ve ilah edinmek anlamında ibadet
Az önce birbiri arkasına sıraladığımız misallerin hemen hepsi,
Allah'tan başkasına yapılan ibadeti kapsamaktaydı. İbadet keilmesinin itaat ve
kulluk manaları ile zikredildiği ayetlere gelince, bu ayetlerde mabuttan maksat
ya şeytandır, yahut Allah'a itaat ve ibadette alternatif olarak kendilerine
itaat ve ibadeti teşvik eden ve kendilerini Tağut kılan azgın kişilerdir, yahut
da Allah'ın kitabını hiçe sayarak insanları, uygun gördükleri hayat düzeni ve
yaşayış tarzına sürükleyen lider ve önderlerdir. İbadet kelimesini "İlah"
manasında varit olduğu ayetlere gelince; bu ayetlerde mabuttan maksat, yol
gösterme ve öğretilerine rağmen insanların kendilerini ilah telakki ettikleri
salih kişiler, peygamberler ve velilerden yahut yanlış anlayışları dolayısıyla
tabiat kanunu üzerindeki koruyucu Rab'lıkta ortak edindikleri cin veya
meleklerden ibarettir. Veya bunlar, mücerred şeytanın teşviki ile namazlarını
kıble ve ibadetlerine yön teşkil eden heykel ve hayali kuvvetlerden
oluşmaktadırlar. Kur'an-ı Kerim, bütün bu mabutları batıl sayıyor. İnsanların
onlara tapmasını, onlara itaat etmelerini, onların ilah telakki etmesini de
büyük bir hata sayıyor. Bu ibadetin, onlara tapınılması, itaat olunması, yahut
onları ilah kabul etmek şeklinde olması aynı şeydir. Kur'an ayrıca şunu da
vurguluyor: Sizin tapmakta olduğunuz bu şeylerin hepsi Allah'ın kulları ve
köleleri olup ibadet olunmaya müstahak değildir ve siz de onlara ibadet etmekle
ümitsizlik, alçaklık ve musibetten başka bir şey elde etmiyorsunuz. Hakikatte
onların da, yer ve göklerin de gerçek maliki bir olan Allah'tır. Bütün işler,
bütün otorite ve selahiyetler O'nundur. İşte bundan dolayı da ibadet edilmeye
layık yanlız O'dur.
"Allah'ı bırakıp dua ettikleriniz sizin
gibi kullardır. Eğer davanızda doğru iseniz haydi onlara dua edin de
isteklerinizi yerine getirsinler"(Araf- 194)
"Sizin Allah'ı bırakıp çağırdıklarınız ise
imdadınıza yetişmeye güçleri yetmediği gibi hatta kendilerine de yardımları
dokunmaz."(Araf- 197)
"Öndekilerini de arkalarındakini de O
bilir. Bunları O'nun rızasına ermiş olandan başkasına şefaat etmezler. Bunlar
O'nun korkusundan titreyenlerdir."(Enbiya- 28)
"Göklerde ve yerde kim varsa O'nundur.
Hepsi de O'na boyun eğicilerdir."(Rum- 26)
"Yürür hiçbir mahluk hariç olmamak üzere
hepsinin alnından tutan O'dur."(Hud- 56)
"Andolsun ki O, bunları cemiyyet olarak da
saymış, fertler olarak da saymıştır."(Meryem- 94)
"De ki: Ey mülkün sahibi Allah. Sen mülkü
kime dilersen ona verirsin, mülkü kimden dilersen ondan alırsın. Kimi dilersen
onun kadrini yükseltir, kimi dilersen onu alçaltırsın. Hayır yalnız Senin
elindedir. Şüphesiz ki Sen her şeye hakkıyla kadirsin."(Al-i İmran-
26)
Böylece Kur'an-ı Kerim, insanların o ibadet ettikleri şeylerin
tümünün Allah'ın kulu ve onun karşısında aciz olduklarını açıkladıktan sonra,
insanları ve cinleri ibadet kelimesinin muhtelif manalarıyla yalnız Allah'a
ibadete, sadece O'na kulluk etmeye, ancak O'na itaatte bulunmaya, kişinin O'ndan
başkasını ilah kabul etmemesine ve ibadetin hangi çeşidi olursa olsun bir hardal
tanesi kadar bile olsa O'ndan başkasına yapılmamasına çağırıyor.
"Andolsun ki biz her ümmete, Allah'a
ibadet edin, ve tağuttan kaçının diye tebliğat yapması için bir peygamber
göndermişizdir.."(Nahl- 36)
"Tağut'tan, ibadet etmekten kaçınıp da
Allah'a yönelenlere gelince Onlar için de müjde vardır."(Zümer-
17)
"Ey Adem oğulları, 'tağuta ibadet etmeyin.
Çünkü o, sizi Rabbinizden ayıran bir düşmandır. Bana ibadet edin. İşte dosdoğru
yol budur.' diye size emretmedim mi?"(Yasin- 60,61)
"Halbuki bunlar da ancak bir olan Allah'a
ibadet etmelerinden başkasıyla emrolunmamışlardır."(Tevbe-
31)
"Ey iman edenler, size rızık olarak
verdiğimiz şeylerin en temiz olanlarından yeyin, Allah'a şükredin, eğer
hakikaten O'na ibadet ediyorsanız."(Bakara- 172)
Allah-u Teala, bu ayetlerde boyuneğme,
itaat, kulluk ve kölelikten ibaret olan ibadetin yalnız kendisine has
kılınmasını emrediyor. Zaten ayetlerde buna dair açık işaretler vardır. Çünkü
Allah-u Teala bu ayetlerde atalara, rahiplere, bilginlere, şeytanlara, tağutlara
itaat etmekten sakınmayı ve bir olan Allah'a kulluk için gerekeni yapmayı
emrediyor.
"De ki: 'Bana Rabbimden apaçık deliller
gelince o sizin Allah'a bırakıp dua ettiklerinize ibadet etmekliğimden kat'i
olarak menedildim."(Mü'min- 66)
"Rabbiniz şöyle buyurdu:'Bana dua edin,
size icabet edeyim. Çünkü bana ibadetten büyüklük taslayanlar hor ve hakir
cehenneme gireceklerdir."(Mü'min- 60)
"Eğer onlara dua ederseniz duanızı
işitmezler, işitseler bile size cevap vermezler. Kıyamet gününde de onlar sizin
müşrikliğinizi tanımayacaklardır."(Fatır- 14)
"De ki: 'Allah'ı bırakıp da size ne bir
zarar, ne de bir yarar vermeye gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Halbuki
her şeyi işiten, her şeyi bilen Allah'ın kendisidir."(Maide-
76)
Allah-u Teala bu ayetlerde "ilah edinme" manasını içeren
ibadetin kendisine tahsis edilmesini emretti. Keza buna açık işaret, ayetteki
"ibadet" kelimesinin dua manasında kullanılmış olmasıdır. Yukarıda geçen ve
aşağıda gelecek olan ayetlerde Allah-u Teala'ya tabiat üstü koruyucu Rablığı
konusunda ortak koştukları ilahlardan söz edilmiş bulunuyor.
Şimdi aklı selim sahipleri kolayca anlarlar ki Kur'an-ı Kerim'de
Allah'a ibadetin zikredildiği her ayette ibadet kelimesinin çeşitli manalarından
sadece birine hasredilmesini gerektirecek herhangi bir ifade bulunmuyorsa, o
zaman bu gibi ayetlerde ibadet kelimesinden kastedilen kulluk, itaat ve ilah
edinme manalarının her üçüdür.
Mesela gelen ayetlere bakalım:
"Şüphe yok ki ben, Allah'ım. Benden başka
hiçbir ilah yoktur. Öyle ise bana ibadet et..."(Ta-ha -14)
"İşte Rabbiniz olan Allah, O'ndan başka
hiç bir ilah yoktur. Herşeyi yaratandır. O halde O'na ibadet edin. O her şeyin
üstünde güvenip dayanılacak mutlak bir vekildir."(En'am-
102)
"De ki, ey insanlar, eğer benim dinimden
bir şüphede iseniz, ben Allah'ı bırakıp da sizin ibadet etmekte olduklarınıza
ibadet etmem. Ancak sizin canınızı alacak olan Allah'a ibadet ederim. Bana
mü'minlerden olmaklığım emredilmiştir."(Yunus- 104)
"Sizin O'nu bırakıp ibadet ettikleriniz
kendinizin ve atalarınızın takmış oldukları kuru adlardan başkası değildir.
Allah bunlara dair hiçbir burhan indirmemiştir. Hüküm Allah'tan başkasının
değildir. O, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emreylemiştir."(Hud-
123)
"...önümüzde, ardımızda ve her ikisinin
arasında ne varsa O'nundur. Senin Rabbın unutkan değildir.O göklerin, yerin ve
onların arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O halde sen O'na ibadet et ve
ibadetinde de iyice sebat et..."(Meryem- 64,65)
"...Artık kim Rabbine kavuşmayı ümit
ediyorsa güzel bir amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir kimseyi ortak
tutmasın"(Kehf- 110)
Öyleyse ibadet kelimesinin bu ve buna benzer ayetlerde yalnız
ilahlık veya sadece itaat ve kulluk manalarıyla sınırlandığına dair herhangi bir
işaret yoktur. Bilakis Kur'an-ı Kerim buna benzer ayetlerde davetini en mükemmel
şekilde ortaya koymaktadır. Şurası açıktır ki, Kur'an-ı Kerim, kölelik, itaat ve
tapınmanın tümüyle ve bir arada olmak üzere yalnız ve halisen Allah'a ait
olmasına davet etmektedir.
Buna göre; ibadet kelimesinin sadece bir manada dondurulması,
doğrusunu söylemek gerekirse Kur'an çağrısının çok dar manalara sıkıştırılması
demektir. Bunun kaçınılmaz sonucu ise Kur'an davetini böylesine dar kalıplar
içerisinde düşünerek Allah'ın dinine inanan kimsenin, Kur'an'ın öğretilerine
ancak sınırlı bir şekilde uyabilecek olmasıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder